Makaleler Önceki Sayfa
Yüksek, Daha Yüksek, En Yüksek! / Mimarlık Kuramı / Mimarlık Tarihi

DOĞAN HASOL - Y.Müh.Mimar
9/1/2007
Yüksek Yapı Tutkusu
“Büyüklük peşindeki insanlar göğe, Tanrı katına kadar bir kule inşa etmeye giriştiler. Tanrı buna karşılık farklı diller yarattı. Böylece birbirlerini anlamakta aciz kalan yapımcılar bu işten vazgeçtiler.”

Kutsal kitaptaki, Babil kulesine ilişkin bu anlatı insanoğlunun ebedi tutkusunu tanımlar. Mısırlılar piramitleriyle, Mezopotamyalılar ziguratlarıyla, Çinliler pagodalarıyla, Müslümanlar minareleriyle hep daha yüksek yapılar kurma eğiliminde oldular. Onları iten çoğu kez dinsel ya da simgesel güdülenmelerdi. Simgeler her zaman yalnızca dinsel değildi. Örneğin, Keops piramidi, 146 m’lik yüksekliğiyle aynı zamanda firavunun gücünü de göstermekteydi. Zamanla dinsel simgeler yerlerini tümüyle kapitalist dünyanın geçerli simgelerine bırakacaklardı. Ayrıca, gelişen malzemeler (çelik, betonarme), araçlar (asansör), yapım ve kaldırma teknikleri 19. yüzyıl sonlarından başlayarak daha yüksek binalar yapımına olanak verecektir.

1. Burj Dubai, Dubai-BAE, 2008'de bitecek. 609 m.den yüksek, nihai yüksekliği bilinmiyor.
2. Özgürlük Kulesi, New York-ABD, 2009'da bitecek. 541 m. Binanın ihtiyacı olan enerjinin %20'sinin rüzgâr türbinleriyle karşılanması planlanıyor.
3. Taipei 101, Taipei-Tayvan, 2004. 509 m. Bugün dünyanın en yüksek binası.
3. Şanghay Dünya Finans Merkezi, Şanghay-Çin, 2007 (Yapımı sürüyor). 941 m. Dünyadaki en yüksek gözlem noktasına sahip olacak
4. Petronas Kuleleri, Kuala Lumpur-Malezya, 1998. 452 m. Her ikisi de 88 katlı.
5. Sears Kulesi, Chicago-ABD, 1974. 442 m. (Antenler hariç.) ABD'nin en yüksek binası.
7. Jin Mao Kulesi, Şanghay-Çin, 1999. 421 m.
8. Dünya Ticaret Merkezi, New York-ABD, 1972-1973. 417 m. ve 415 m. 11 Eylül 2001'de yıkıldı.
9. İki Uluslararası Finans Merkezi, Hong Kong, 2003. 415 m.
10. Empire State Binası, New York-ABD, 1931. 381 m. Şu anda dünyanın dokuzuncu en yüksek binası. 41 yıl önce en yükseğiydi.
(Kaynak: Council on Tall Buildings and Urban Habitat; greatbuildings.com; PBS.org; Skidmore, Owings & Merrill LLP.)
.








































Gökdelenlerle getirilen çözümler kapitalizmin işlevsel bir gereksinmesini de karşılıyordu: Bir beyaz yakalılar ordusunu tek bir noktada barındırarak bir arada çalıştırmak, aynı iş ortamını, aynı iş araçlarını kullandırmak ve çalışanları bir hiyerarşi içinde denetlemek kapitalist iş yaşamının gereksinmesiydi.

Bu yüksek binalar aynı zamanda, bir alışveriş merkezi haline gelen şehrin yeni kavramına da uygun düşüyordu: Ortada, çok yoğun bir iş yerleşmesi, çevresinde yaygın bir yatakhane bölgesi... Bu anlayış, şehir merkezinin gayrimenkul değerini yükseltmekte gecikmedi.

1900 yılında, ABD’nin en yüksek binası olan, New York’taki Tribune binasının yüksekliği daha 79 m. iken Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Désiré Despradelle, Chicago Uluslararası Sergisi için 457 m. yüksekliğinde bir kule öneriyordu. Despradelle’in kulesi inşa edilmedi ama, yapının dev boyutlu suluboya resmi MIT’deki öğretim stüdyosunda, öğrencilere esin kaynağı olması için asılı kaldı. 1956’da ünlü mimar Frank Lloyd Wright, Chicago’da göl kenarında yer alacak 528 katlı, 1 mil (1.609 m) yüksekliğinde bir gökdelen önerecekti.

Mimarlar bu düşlerin ardındayken 20. yüzyılın sonlarına doğru, gelişmiş ülkelerdeki ekonomik yapının değişmeye başlaması, bilginin ve bilişimin giderek sermayenin ve sanayinin önüne geçmesi, işyeri konseptine de değişiklikler getirmeye başladı. Mimarların ve para sahiplerinin bir bölümü hâlâ yükseklik hayalleri kursalar da bilişim devrimi gökdelen fikrini çökertmiş bulunuyor. Özetlersek, “Kuleler ve gökdelenler 20. yüzyılın iş örgütlenmesine göre uyarlanmışlardı. Sayısal iletişim ağları çağında artık geçersiz hale geldiler. Geriye kalan, simgesel işlevleridir” (1). Büro çalışanlarının kent merkezinde pahalı bir yerde topluca tutulmaları düşüncesi giderek değerini yitirdi. Kolay iletişim olanakları sayesinde büroların artık kolay ulaşılabilir, daha ucuz banliyölerde yer alması yeğleniyor. Chrysler’in merkezi artık, New York’taki 319 m yükseklikteki ünlü gökdeleninde değil, Detroit’te yeşillikler içinde. ABD’nin en yüksek binası Sears Tower’ın sahibi Sears firması da sonunda kendi gökdeleninden ayrılarak Chicago’nun uzak banliyölerinden birine taşındı. Üretip paraya çevirdiği bilgi sistemleriyle kısa zamanda dünyanın en varsıl şirketlerinden biri haline gelen Microsoft’un merkezi ise Washington Eyaleti’nde Redmond adlı yörede. Binalarının yüksekliği ise yalnızca 20 m. Bu durum karşısında “gökdelenlerin sonu mu geliyor?” sorusu akla gelebilir. Hiç sanmıyorum, insanlardaki “büyüklük ve gösteriş” hırsı sönmedikçe yüksek yapı tutkusu sürüp gidecektir.

Gökdelenlerin şehirler için sakıncaları (gölge, rüzgâr, trafik yoğunluğu, pahalı yapım gibi) ortaya çıktıkça imar planlarının kısıtlamalar getirmesi kaçınılmazdı. Ancak, var olan planları ve bürokratik kısıtlamaları aşıp gerekli izni almak da gökdelen yapmanın ilk aşaması olarak ayrı bir güç ve prestij göstergesi oluyor. Türkiye’de bunun sayısız örneklerine tanık olmuyor muyuz ?(2)

Modern çağı işaret eden dikkate değer ilk yüksek yapı Eiffel’dir. 2 yıl, 2 ay gibi bir zamanda tamamlanan Eiffel Kulesi Fransız İhtilali’nin 100. yıldönümü için 1889’da Paris’te açılan Evrensel Serginin simgesel yapısıydı. Ve sergiden sonra yıkılmak üzere yapılmıştı. Yıkılmadığı gibi, 300 m.lik yüksekliğiyle uzun yıllar boyunca dünyanın en yüksek yapısı olma özelliğini korudu. Sonradan taklitleri bile yapıldı (Örn : Tokyo 333 m.).

İlk yüksek yapılar daha çok simgesel yapılardı. Gökdelenlerin tarihi için başta Chicago ve New York olmak üzere ABD’ye bakmak gerekir. Çeliğin endüstriyel bir şekilde üretilmesi, cam ve betonarmenin gelişmesi asansörün, öteki kaldırma araçlarının ve su pompalarının geliştirilmesi, bunlara ek olarak kent merkezlerinde toprağın az ve pahalı olması, insanların yüksek yapı yapma tutkusu, mühendislerin marifet gösterme hırsıyla birleşince başta Chicago ve NY City olmak üzere ABD’de gökdelenler yarışı başladı.

Alışılmışın çok üstünde yüksekliği olan bu yapılara, ABD’de skyscraper, Fransa’da gratte-ciel deniyordu. Celâl Esad Arseven’in 1944 yılı basımı Fransızca-Türkçe Sanat Lûgati (Dictionnaire d’Art) “gratte-ciel”in karşılığı şöyle veriyor : “Devbina, gökdam (kırk, elli veya daha fazla katlı binalar) << Âfaka ser çeken>>, başı gökde.” Biz de bu tür yapılara, oralarda verilen adların çevirisi olarak “gök tırmalayan” demeye başlamıştık. Daha sonra “gökdelen”de karar kılındı.

Gökdelen biçimlenmesindeki değişim. (Kaynak: forum.skyscraperpage.com)
Gökdelenlerin tarihinde Chicago’nun önemli bir yeri var. 1880’den itibaren, hızlı nüfus artışıyla birlikte Chicago’da yapılar çok katlı olarak yükselmeye başlar. 12, 14, 16 katlı yapılar birbirini izler. 19. yy’ın son çeyreğinde özellikle ticari yapılarda kendini gösteren, metal konstrüksiyonu ve modern tekniği mimari yaratmada temel olarak alan bir akım gelişir. 1880-1910 arasına Chicago’da gelişen bu akım “Chicago Okulu” olarak da anılır. Bu dönemde yapılan yapılar genelde işlevi gözeten, çok katlı, dışta iskeleti ortaya koyan, düşeyliği vurgulayan, benzer planlı katlarda tekrarlanan pencereleri olan yapılardır.

Chicago Okulu’nun en önemli kişileri William Le Baron Jenney, Martin Roche, William Holabird, Daniel H. Burnham, John W. Root ve Louis H. Sullivan’dır. Yazık ki, o dönemde yapılmış olan yapılardan birçoğu yerlerine daha büyüklerinin yapılması için yıkılmıştır. Ancak formun sadeliğine ve dürüstlüğüne dayanan, dahice strüktürel yeniliklerle desteklenmiş parlak bir mimarlık karakteri sürekliliğini korumuştur. Chicago yüksek yapılar geleneğini sürdürecektir (3).

1910-14 arası, New York’ta yükseklik rekoru yarışı içinde geçmiştir. 1914’ten itibaren, Dünya Savaşı ve bunu izleyen ekonomik durgunluk yüzünden ABD’de yüksek bina yarışı bir süre durmuş, 1920’lerde yeniden başlamıştır. 1928-30 yılları arasında yapılan 77 katlı, 319 m. yüksekliğindeki Chrysler Binası Art Deco tarzı bezemeleri ve ilginç gece aydınlatması ile dikkat çekici olmuştur. 1930-31’de de 102 katlı, 381 m.lik Empire State binası inşa edilmiştir. Çelik taşıyıcı sisteminin montajı 6 ay da biten binanın yapımı yalnızca 18 ay sürmüştür. 1930 yılı Temmuz ayında 22 günde 22 kat çıkılmıştır. Dünyanın en yüksek binası unvanını uzun süre koruyan Empire State, NY Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerinin 11 Eylül 2001 saldırıları sonucu çökmesinden sonra bugün yine NY’un en yüksek binasıdır. Empire State Binası Amerikan Mimarlar Enstitüsü AIA’nın, 150. yıldönümü münasebetiyle kısa bir süre önce (2007) düzenlediği Amerika’nın ünlü “Top 150” bina anketinde de birinci olmuştur.

Her yeni gökdelen bir öncekini yükseklikte aşma yarışındadır. Çevreye daha yüksekten bakma yarışı içinde gökdelenler giderek yükselirler. Hedef hep, “daha yüksek”tir. Böylece yeni dünyadaki yarış Avrupa’ya da ulaşmakta gecikmez, ancak yaşlı kıta bu konuda tutucudur. Buna karşılık başta Hong Kong olmak üzere Uzakdoğu, gökdelenlerin yarıştığı yeni coğrafyalar olur.

Paris ilk ciddi gökdelen önerileriyle Le Corbusier’nin Plan Voisin’i açıklandığında karşılaşır. Le Corbusier, Amerikan gökdelenlerinin etkisiyle, merkezinde 20 adet 60 katlı, haç planlı büro binasının ve 10-12 katlı konut bloklarının bulunduğu, yeşil alanla çevrili üç milyonluk çağdaş bir kent tasarımı önermiştir (Ville Contemporaine,
1922). 1925’te ise Plan Voisin adlı projesiyle Paris için, mevcut eski yapıların yıkılmasıyla açılacak alanda
gökdelenlerin ve geniş yeşil alanların yer alacağı yoğun bir yapılaşma önerir.

Neyse ki bu öneri bir ütopya olmanın ötesine geçmez. Buna karşılık, Paris’te uygulanma olanağı bulan ilk gökdelen 1969-72 arasında bir büro binası olarak yapılan 210 m. yüksekliğindeki Montparnasse Kulesi’dir. Fransızlar Paris’in merkezine bir gökdelen dikmenin pişmanlığını sürekli olarak duyacaklardır. O kadar ki, Paris’in en güzel manzarasının bu kulenin tepesinden göründüğü söylenecektir; çünkü yalnızca buradan Montparnasse Kulesi’nin kendisi manzaraya girmemektedir. Buradan alınan dersle, Suriçi (intramuros) Paris’te, yani 20 kapılı iç Paris’te 1970’lerden bu yana 37 m.den daha yüksek bina yapımını hemen hemen olanaksız kılacak koşullar getirilmiştir. Paris’e yeni gökdelenler yapılması konusunda ısrarlı öneriler zaman zaman gündeme gelmektedir. Belediye’nin 2003’te bu kapsamda yaptığı bir anket Parislilerin yüksek yapı fikrinde kararsız olduklarını ortaya koydu. Böylece Paris’in tarihsel dokusu daha çok zedelenmeden gökdelen fikrinden uzak durulmuş ve merkez korunabilmiştir. Bir bölüm yüksek yapı, Amerikalılar’ın Paris’e armağanı Hürriyet Heykelinin bulunduğu adanın karşısında Seine nehrinin sol kıyısında (Rive Gauche) yapılmış, ancak gökdelenleşme olgusu ağırlıklı olarak Paris’in dışına, La Défense bölgesine taşınmıştır.

Şehirlerinde tarihsel değerleri yoğun olan ve bu değerlere bağlı olan Batı Avrupa’da gökdelenleşme, bir tutku düzeyine ulaşmaktan uzak kalmıştır.

Moskova’da Stalin döneminde 1947-53 arasında 7 adet yüksek yapı dikilmiştir. Zarafetten uzak piramidal neoklasik, ağır dış görünümleri hemen tıpatıp aynı olan bu yapılar çok değişik işlevleri barındırmaktadır: Üniversite, otel, bakanlık, apartman, yönetim binası gibi. Bu gökdelenler Moskova’da “Yedi Kızkardeşler” olarak da anılmaktadır.

Stalin tipi bu gökdelenler bir tane de Sovyet işgalindeki Polonya’nın başkenti Varşova’ya Sovyetler Birliği’nin armağanı olarak kültür ve bilim sarayı işleviyle dikilmiştir (1952-55); doğal ki, bedeli Polonyalılardan alınarak… Varşovalılar 231 m. yüksekliğindeki bu yapıdan nefret etmektedirler ve tıpkı Paris’teki Montparnasse Kulesi yergisinde olduğu gibi Varşova’nın en güzel göründüğü noktanın bu yapının tepesi olduğunda birleşmektedirler.

Alman şehirleri gökdelenleşmeye pek sıcak bakmamıştır. 2. Dünya Savaşı nedeniyle tarihsel dokusu bozulmuş olan Frankfurt’ta da kimi gökdelenler yapılmıştır (Commerzbank, Messe Turm gibi).

ABD ve Uzakdoğu’dakiler kadar olmasa da günümüzde, Avrupa’da da gökdelenlerin sayısı artmaktadır. Özellikle son yıllarda Londra, Barcelona, Stockholm, Moskova gibi şehirlerde bir yükseklik yarışı boyutunda olmasa da gökdelenler dikildiğine tanık oluyoruz. (Örn. Barcelona’da Agbar Kulesi (144 m.) (Jean Nouvel), Malmö’de Turning Torso (Santiago Calatrava)… Moskova’daki 1000 adet lüks apartman dairesindenoluşan 54 katlı (264 m) Triumph-Palace (Zafer Sarayı, 2005) bugün Avrupa’nın en yüksek gökdelenidir. Yukarıda sözünü ettiğimiz “Yedi Kızkardeş” gökdelenlerini andırır görünümde olduğu için bu bina kimi zaman 8. Kule olarak da anılmaktadır.

Gökdelen salgını Uzakdoğu’da Hong Kong’la başlayıp Japonya, G. Kore, Singapur, Endonezya, Malezya ve Avustralya ve Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Solda, Chicago, 1997. Sağda, Tokyo, 1993 (Fotoğraflar: D. Hasol)



















1985’te Tokyo’daki en yüksek yapı 60 katlı Toshiba binasıydı. Daha sonra, özellikle yerel yönetim yapılarının yer aldığı, trenler ve metroların kesiştiği istasyonundan günde 3 milyon kişinin geçtiği Shinjuku bölgesi New York’un ünlü Manhattan yarımadasını andırır şekilde gökdelenlerle doldu. Tokyo City Hall Complex’te (Tokyo Belediye Merkezi) Kenzo Tange’nin iki kulesinden biri 243 m., öteki 163m. yüksekliğinde. Japonya’da gökdelenlere ilişkin olarak alınmış en ilginç karar belki de güneş ışığı hakkına (Nisshoken) ilişkin olanı. Yüksek bina yapan, komşularının güneşini kestiği ve düşürdüğü gölgeyle komşularının ısıtma için daha çok yakıt tüketmesine yol açtığı için komşu bina sahiplerine belli bir bedel ödemek zorunda. Bu bedel inşaatın başlangıcında tek defada ödeniyor ve kimi zaman caydırıcılık boyutlarına ulaşabiliyor (4).

Son yıllarda özellikle Şanghay’daki yüksek yapılarıyla Çin de yarışa katılmış bulunuyor. 1998’de Mimar Cesar Pelli’nin tasarımıyla Kuala Lumpur’da (Malezya) yapılmış olan Petronas İkiz Kuleleri 1999-2004 arasında dünyanın en yüksek binalarıydı. 2004’te Taipei’de devreye giren Taipei 101 bugün 509 m.lik yüksekliğiyle rekoru elinde bulunduruyor.

Soldan sağa: Russia Tower (N. Foster), Dubai Tower (SOM), Taipei 101 (C.Y. Lee&Partners), Bir millik kule (öneri)(F.L. Wright)
.


























Lake Point Tower (fotoğrafta sağdaki bina) (J. Heinrich, Fotoğraf: D. Hasol)
.


































Strüktür, rüzgâr ve deprem mühendisliğindeki gelişmeler, bu arada, bilgisayarın sunduğu yeni programlar ve yeni hesaplama
yöntemleri rüzgâr yüklerini de azaltmaya yarayan yeni tasarımlara olanak sağlamaktan geri kalmıyor. Bu olanaklarla yükün daha sağlıklı transferi için daha karmaşık sistemler kullanılabiliyor. Böylece, eski piramidal ya da prizmatik biçimlerin yerine kıvrılarak yükselen yeni biçimler devreye giriyor. Bunların en dikkate değer olanlarından biri Santiago Calatrava’nın İsveç’in Malmö şehrinde gerçekleştirdiği, 2005’te açılan, 190 m. yüksekliğindeki Turning Torso’dur. Zaha Hadid’in Dubai için tasarladığı Dancing Towers’ın yanısıra SOM’un da bu yolda bazı çalışmaları olduğu, Levent’teki eski otobüs garajını satın almış olan Dubaili kuruluşun da böyle bir tasarımı gerçekleştirme niyeti olduğunu biliyoruz.

Biçim ve strüktürün yanısıra “yeşil gökdelen” arayışlarının sürdüğünü, CO2 emisyonunu ve sera gazı etkilerini azaltan ekolojik
çözümler arandığını ve mimari teknolojinin bu doğrultuda geliştirilmesi yolunda araştırmaların yoğunlaştırıldığını da biliyoruz. Ayrıca,
özellikle, NY’taki İkiz Kuleler’e yapılan saldırılardan sonra çeşitli güvenlik sorunları da gökdelenlerin gündemindeki en önemli
konulardan biri olmuştur.

Özetlersek yüksek nitelikli beton ve çelik, art gerilme, korozyona dayanıklı donatı, yangına dayanıklı çelikler, döküm parçalar, kompozit (karma) sistemler ve kompozit malzeme bugünün gökdelen tasarımlarında teknolojik belirleyici olmaktadır. Mimari açıdan bakıldığında da günümüzde, performansa dayalı tasarım, narinlik, strüktürel ifade, son malzeme teknolojisi, serbest mimari
form (heykelsi görünüm), yeşil karakter ve saydamlık ön plandadır…

Halen Dubai’de yapımı sürmekte olan ve 2008’de biteceği belirtilen Burj Dubai gökdeleni yaklaşık 700 m.lik yüksekliğiyle dünyanın en yüksek binası olma yolunda. Samsung Electronics’a ait 500 bin m2.lik bu yapı SOM’un Chicago bürosundaki 90 tasarımcının katkısıyla gerçekleştirilmiş olacak.

Soldan sağa: Burj Dubai (SOM), Dancing Towers (Zaha Hadid), Burj Al Arab (WS Atkins&Partners), Turning Torso (S. Calatrava)
.























SOM’un ortaklarından, Burj Dubai’nin strüktür mühendisi William F. Baker, 21. yy.ın bu olay yaratacak süper yüksek yapısı hakkında düşüncesini şöyle özetliyor : “Şayet gökdelen yapımı 1990 yılında durdurulmuş olsaydı, en yüksek gökdelenlerin çelik yapıldığını, ABD’de inşa edildiğini ve büro binaları olduğunu söylerdik. Bugünse, en yüksek gökdelenlerin betondan ya da kompozit
malzemeden yapıldıkları, Asya’da ya da Ortadoğu’da inşa edildikleri ve büyük olasılıkla konut işlevli oldukları söylenebilir.”

Tasarımını Norman Foster+Partners ile Obayashi Corp.’un birlikte geliştirdikleri 180 katlı Millennium Kulesi’nin öngörülen yüksekliği 840 m. Tokyo Koyu’nun 2 km. açığındaki binanın 60.000 kişiyi barındıracağı hesaplanıyor. 2009’da bitmesi planlanan yapı, sarmal çelik kafes ve konik strüktürüyle her türlü fırtına ve deprem etkisini karşılayabilecek güce sahip.

11 Eylül 2001 saldırıları sonucunda çöken NY Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerinin yerinde yapılmakta olan kompleksin ana öğesi Freedom Tower’un ise 2011 yılında açılması öngörülüyor. 102 katlı yapının çatı yüksekliği 417 m., anten yüksekliği ise 541 m. olacak.

Öte yandan, Çin’de Şanghay’da yapılması tasarlanan ve 2015-2020’de tamamlanması beklenen 300 katlı, 1228 m. yüksekliğinde olacak Bionic Tower’ın 100.000 kişiyi barındırması öngörülüyor. Beton, çelik ve camdan oluşacak dikey şehrin 15 milyar dolara mal olması ve konutların yanısıra oteller, bürolar, sinemalar ve hastaneleri de içermesi bekleniyor. Projenin tasarım ekibinin başındaki kişi, Prof. Javier Pioz, insanların yaşam tercihlerine aykırı olan bu durumu şöyle açıklamaya çalışıyor: “Kuşkusuz biz de deniz kenarındaki bir evde yaşamak istedik, ancak Şanghay nüfusunun gelecek dört beş onyılda 30 milyonu aşması bekleniyor. Düşey mekânın fethi için yeni bir yol gerekiyor.”

Bunlar tezgâhtaki ve yapım aşamasındaki projeler. Daha F.L. Wright’ın “1 millik kule” (1.609 m.) ütopyasına ulaşılabilmiş değil. Ancak onun gerçekleşmesinin de çok uzakta olmadığı artık görülebiliyor.

Bize gelince…

Ülkemizde gökdelen sayılabilecek ilk yüksek yapı Ankara’da Kızılay Meydanı’nda yapılmış olan Kızılay Emek İşhanı’dır. 1959-65 arasında Mimar Enver Tokay tarafından tasarlanan yapı 24 katlı ve 76 m. yüksekliğindeydi. Bu yapı hâlâ öyle mi anılır bilmem, o tarihlerde halk tarafından “Gökdelen” adıyla anıldı. Sonraki örnek İstanbul’daki Odakule oldu. Bu yapılar denendikleri tarihte, Türkiye’de henüz yüksek yapılara uygun teknoloji ve malzeme yoktu. Örneğin, sağlıklı bir giydirme cephe, doğru çözülmüş iklimlendirme sistemleri, vb. Bu ilk denemeleri Mersin Metropol, Sabancı Kuleleri, İş Kuleleri izledi ve bugünlere Dubai Kulelerine kadar gelindi.

Üç Kuşak İstanbul: 1. Levent Evleri (ortada), 2. Etiler (önde), 3. Levent gökdelenleri (arkada) (Fotoğraf: D. Hasol)
Levent Gökdelenler (Fotoğraf: D. Hasol)

















































Gökdelen konusu, özellikle İstanbul’da öteden beri ciddi bir tartışma konusu olmuştur. Sorun, genelde gökdelenin kendisi ya da gökdelen fikri değil, nereye yapılacağı konusudur.

İstanbul’un doğru dürüst bir planı olmadığı için gökdelenler de, ilke dışı, noktasal kararlarla, özel imar durumlarıyla gelişigüzel yerleştiriliyor. Taksim, Dolmabahçe, Şişli, Ihlamur vadisi tabanı, Zincirlikuyu, Levent, Maslak artık, çoğu noktasal kararlarla serpiştirilmiş gökdelenleşme alanlarıdır. Daha 1988’de yazdığım bir yazıdan bir alıntıyı buraya aktarmak isterim:

“İstanbul gökdelenleşme özgürlüğünü(!) sürdürüyor…” “… Hangi kriterlerle yeşil alanlar yapılaştırılıyor? Hangi planlar uygulanıyor? Hangi kriterlerle bunca kata izin verilerek İstanbul’un emsalsiz silueti değiştiriliyor? Bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şey; tarihî İstanbul artık tarihe karışıyor”(5).

Yaptırılacak bir projeyle ilgili olarak İstanbul’a gelen ABD’li mimar Kevin Roche’un “İstanbul’un estetiği 80-90 katlı binaları kaldırır mı” sorusuna verdiği yanıta bakın: “Neden kaldırmasın… Yüksek minarelere alışık olan İstanbul, gökdelenleri yadırgamayacaktır” (6) .

İstanbul’da kamunun elindeki arsalar, verilen ayrıcalıklı imar yoğunluklarının da sağladığı avantajla satılıyor. Buralar, plan, doğa, tarih, doku, siluet, kimlik, altyapı konuları hiç dikkate alınmaksızın yoğun yapılaşmaya ve gökdelenleşmeye açılıyor. Özel kesim de yine ayrıcalıklı-kayırmalı imar durumu avantajlarından yararlanıyor. Bu yazıyla birlikte sunulan fotoğraflar sanırım ki düşündüklerimizi yeterince açık bir şekilde anlatmaya yetecektir.

Chicago Spire (S. Calatrava) ve Trump Hotel, Dubai.




























Ek. 1: Terminoloji Olarak
Gökdelenin kaynağı ve yurdu olarak görülen ABD’de yüksek yapılar için, sınırları keskin çizgilerle belirlenememiş olsa da gelişmiş bir terminoloji var. “High-rise” terimi çoğu kez 6 kattan (bazen 7-8 kattan) daha yüksek binalar için kullanılıyor. Başka bir kabule göre yüksekliği 23 m (75 ft) – 150 m (491 ft) arasında olan binalar high-rise’dır. Massachusetts yasaları 70 ft (21 m) den daha yüksek yapıları “high-rise” (yüksek yapı) olarak kabul ediyor. İngilizler buna “tower block” diyorlar. Bilindiği gibi 6 kat sınırı gökdelen çağının başlamak üzere olduğu yıllarda yığma kâgir yapılar için geçerli olan yükseklik sınırıydı. Yüksek yapılara ilişkin araştırma ve kayıt çalışmaları sürdüren Emporis Data Committee’ye göre, 35 m (115 ft) ve daha yüksek binalar high-rise olarak kabul ediliyor. ABD’de 150 m’nin üzerindeki binalar ise "skyscraper" (gökdelen) olarak tanımlanıyor. Yine bazı başka kabullere göre, 100 m (330 ft) üzerindeki binalar ile, çevresindeki öteki binalara göre yüksekliği çok farklı olan binalar da yine "skyscraper" (gökdelen) olarak kabul ediliyor. Aslında "skyscraper" binalar için kullanılmadan önce bir denizcilik terimi olarak vardı ve yelkenli gemideki en yüksek direğin adıydı. Terim 19. yüzyıl sonlarında yapılar için de kullanılmaya başlandı.

Yine ABD’de 300 m.nin üstündeki yüksek binalara bazen “supertall” dendiğini de görüyoruz. Skyscraper Müzesi’nin kabulüne göre, “supertall” binalar 80 kat üstü ya da 380 m üstü binalardır.

Kısaca özetleyecek olursak, Amerikan terminolojisine göre, bütün “skyscraper” ler (gökdelenler) “high-rises” yani “yüksek yapı”dır, buna karşılık bütün yüksek yapılar gökdelen değildir; ancak bazı kabullere uygun yükseklikleri aşanlar gökdelendir.

Öte yandan kimi strüktür mühendislerinin de yüksek yapıyı, “rüzgâr yükünün, ağırlığa göre daha belirleyici faktör olduğu yapı” olarak da tanımladıklarını görüyoruz. Ancak bu tanım yalnızca yüksek binaları değil, kuleleri ve iskân işlevli olmayan kimi yüksek yapıları da kapsamı içine alıyor. Oturulma (iskân) olgusu, gökdelenleri ve yüksek binaları kulelerden ve direklerden ayıran en belirgin etmendir.

Ek. 2: Dünyanın En yüksek Binaları (Haziran 2007)


Ek. 3: Türkiye'nin En yüksek Binaları


Notlar:
1. Mitchell, William (1998) Pour la Science dergisi, No.244, s.68.
2. Hasol, D. (2001) "İkiz Kulelerin Düşündürdükleri", YAPI, Sayı 239, s.41-42.
3. Hasol, D. (1999) "Chicago'dan Mimarî İzlenimler", Mimarî İzlenimler, YEM Yayın, s.8-25.
4. Hasol, D. (1999) "Japonya’dan İzlenimler", Mimarî İzlenimler, YEM Yayın, s.153.
5. Hasol, D. (1988) "Tutarsızlıklar-Yeni Hong Kong", YAPI, Sayı 79, s.33.
6. Milliyet, 123 Ağustos 1991.